Geçmişimiz geleceğimizi belirliyor, dün bugünü, bugünler ise yarınları inşaa ediyor. Geçmişimizi değiştirmek mümkün değil, yani bugün yaşanması gerekenler yaşanacak, geçmişimizi anlamak ve kabullenmek, hatalı kısımları görmek bugün yaşanacakları değiştirmez ama, geçmişimizle barışmak yarınlarımızı inşaa etmemizi sağlar. Geçmişden gelen negatif enerji yükünü geçmişte bırakmayı öğrenmeli ve artık bugünden yarına negatif enerji değil pozitif enerji taşımalıyız. Yani kendimize istediğimiz yeni bir hikaye yazmalı ve bu hikayeyi geleceğe taşımalıyız. Yeni bir hikaye yazmak için önce, ilk hikayeyi bilmek gerekli, yoksa yine aynı hikayenin içine düşmemiz an meselesi. Peki nedir sizin yaşam hikayeniz, neler yaşadınız, nelerden hoşlanırsınız, nefret ettiğiniz şeyler ne, ne ya da kim olmak isterdiniz, nerede, kiminle yaşamak isterdiniz, yeniden gelseniz bu hayata neler yapardınız, belki de yapmazdınız. Bu soruları çoğaltmak mümkün, ya da kısaca şöyle diyelim kendinizle en son ne zaman sohpet ettiniz, kendinizi en son ne zaman dinlediniz, kendinizle sohpet ederken ne kadar dürüst oldunuz, en son ne zaman başbaşa kaldınız kendinizle. Örneğin kimsesiz bir odada yoga yaparken, ya da bir sabah namazından sonra doğan güneşe bakarken, sahilde denize ve ufka bakarken, ıssız bir ormanda, ya da kalabalıkların arasında, gece yatağa başınızı koyduğunuzda, aynaya bakarken, en son ne zaman konuştunuz kendinizle. En kötüsü hiç konuştunuz mu, konuştuysanız dinlediniz mi kendinizi, ne kadar tanıyorsunuz kendinizi, riya , yalan dolan, çıkar olmaksızın konuşabiliriz, hiç olmadığımız kadar saf ve dürüst olabiliriz kendimize karşı. Maalesef en çok kendimize yabancıyız, belki bir ömür kendi sesine hiç kulak vermeden ölüp giden insanlarla dolu mezarlıklar, varlığımızın bilincine varamamış, yarı evrimleşmiş varlıklar olarak yaşamaya devam ediyoruz, bu bir tekamül, bunun farkına varmadığımız sürece ne oluyorsa o olmaya devam edecek, bütün perişanlıklarımız yalan dolan, riya, çıkar ilişkileri gibi dünyevi bütün hastalıklar hep yanıbaşımızda olacak. Oysa ki, yaşam dediğimiz bu hikaye, iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın, haklı olan ile haksız olanın mücadelesidir, bu mücadelede de istesek de istemesek de bir taraftayız, her anımızda, hem bugünümüz hem de yarınlarımız için tercihlerde bulunuyoruz, bu mücadelinin sonunda Hakkın yanında olanlar galip gelecek, o halde Hakka yakın olmalı, onurluca ve gayretlice bu yolda ilerlemeliyiz. Kendini bilmeden, hakkı bilmek imkansız, kişi önce kendini bilmeli, kendini bilen, hakkı bilir, hakkı bilen kurtuluşa erenlerden olur .

 

Şimdi başlayalım kendimizle sohpet etmeye (yani bir nevi kendimizle tanışma faslına):

 

Kendini bilmenin ilk temel taşı “dürüstlük” . Asla ve asla yalan söylemeyeceksin kendine, kendini aldattığın her an, yaşamın tıpkı depreme dayanıksız bir bina gibi üzerine çökmeye hazırdır ve ne zaman çökeceğini asla bilemezsin. Bu sohpette asla yalan olmayacak.

 

Birinci evre, bizi biz eden acılarımız, çaresizliklerimiz, umusuzluklarımız, sıkıntılarımızın kaynağını anlamak ve bunlarla yüzleşmek ve geçmişle kavgayı bitirip, burada biriktirdiğimiz negatif enerji yükünü doğru kullanmayı öğrenmek. Negatif enerji yükünü hiç küçümseyin bu enerji gerçekten çok güçlüdür ve hayatımızın neredeyse bütün evrelerinde bu enerji galip gelir. Örneğin öfke, nefret, kin, düşmanlık, hırs, hastalık, kıskançlık gibi negatif sayılabilecek enerjiler, sevgi, aşk, kardeşlik, yardımseverlik, sağlık gibi pozitif enerjiyi çoğu zaman etkisiz kılar. Bu negatif enerjilerden kurtulmak, eğer bir insanı kamil ya da seçilmiş kişi değilseniz çok zordur, o zaman kolay olan ve hepimizin başarabileceği yol bu negatif enerjiyi doğru yönlendirebilmektir. Örneğin canımızı çok sıkan bir durumda sinirlenmemek çok zor fakat sinirlendiğinizde, “Allah belanı versin” yerine, “Allah ıslah etsin demek mümkündür, ya da birini kıskandığımızı düşünelim, onun perişan olmasını istemek yerine, ondan daha iyi olmayı dileyebilmek gibi.

 

Şimdi bir kağıt kalem alalım ve yazmaya başlayalım

  1. ilk hangi kelimeyi söylemişsiniz ve sizce neden o kelime

  2. hatırladığınız ilk acınız

  3. hatırladığınız ilk umutsuzluğunuz

  4. hatırladığınız ilk hayal kırıklığınız

  5. hayatınızın en acı hatırası nedir

  6. hayatınızda en nefret ettiğiniz an, keşke hiç olmasaydı dediğiniz

  7. en büyük hayal kırıklığınız nedir, ya da en büyük yanılgınız

  8. en sevmediğiniz kişi

  9. en sevmediğiniz yanlarınız

  10. hayatta nefret ettiğiniz ilk üç şey

 

Şimdi de güzel kısmı yazmaya geldi

  1. Hatırladığınız ilk oyuncağınız

  2. ilk sevinciniz

  3. ilk başarınız

  4. ilk takdir edildiğiniz an

  5. en mutlu olduğunuz an

  6. en sevdiğiniz yanlarınız

  7. hayatta olmazsa olmaz dediğiniz ilk üç şey

  8. en başarılı olduğunuz şey

  9. becerileriniz

  10. hobileriniz

Hayata dair bakışınız

  1. anne deyince ne anlıyorsunuz

  2. baba deyince

  3. çocuk

  4. aşk

  5. para

  6. sağlık

  7. cinsellik

  8. başarı

  9. mutluluk

  10. huzur

  11. yaşam

  12. evren

  13. Yaratıcı

 

 

Kendi özetinizi çıkarın ve lütfen “dürüst” olun kendinize

  1. Kendinizi bir cümlede özetleyin

  2. Şimdi tek bir kelimeye indirin (öfkeli, heyecanlı,neşeli, pesimistik, paragöz, aşık,maşuk, anne,baba, çocuk, evlat, kindar, hırslı, başarılı ........)

     

 

 

 

Son olarak da gelecekte ben

  1. Nerede yaşamak istiyorum- Nerede yaşamak istemiyorum

  2. Nasıl yaşamak istiyorum – Nasıl yaşamak istemiyorum

  3. Kimlerle yaşamak istiyorum – Kimlerle yaşamak istemiyorum

  4. Ne olursa çok mutlu olurum – Ne olursa çok mutsuz olurum

  5. Asgari mutlu olmam için ne gerekli – Mutsuz olmam için ne yeterli

Şimdi gelecekte seni

  1. bir cümle ile özetle

  2. tek kelime ile özetle

 

 

Tanışma faslı bu kadar. Şimdi sen kim olduğunu, kim olmadığını ve daha önemlisi gelecekte kim olacağını görüyorsun, şimdi kahveni yudumla ve rahatla. Bundan sonra sıra bilinçaltında, bakalım senin hayata ve kendine dair verdiğin cevaplar, hislerinin, ya da düşüncelerinin bilinçaltındaki yansıması nedir, senin sorun olarak gördüğün alanları o nasıl görüyor, ya da arzuladığın şeylerin orada yansıması nasıl, kendimizle mücadeleye son vermeden, dışarıdaki mücadeleyi kazanmamız neredeyse imkansız. Enerjimizi kendimizle mücadeleye değil evrene göndermeliyiz, evrene verdiğimiz mesaj ne kadar güçlü ve net olursa cevap da o kadar net ve güçlü olacaktır.